Connect with us

Genel

Kitap okumak!..

AHMET GÜDÜCÜOĞLU

Bu haber

yayınlandı

Bilim ve teknolojinin hızla geliştiği yaşamımızda, bu sürate yetişebilmek için okumanın, araştırmanın önemi her geçen gün artmaktadır. Doğruları bulmanın, anlamanın yolu okumaktan geçer. Yaşamdaki mesleğimizde, müziğe, sanata bakışımızda, kültür, spor dalında ve daha birçok alanda doğru kararlar verebilmek için okumak, araştırma yapmak gerekir. Bu şekilde yaptığımız her faaliyeti daha güzel ve daha verimli yaparız. Mesleki olarak ilerlemek için, müziği, çeşitli sanat kollarını anlamak için, sporda bilimsel başarıyı yakalamak için, yenilikleri, gelişmeleri araştırmalı ve okumalıyız. Okumak yenidünyaları tanımaya olanak sağlar. Kişinin aydınlanmasıyla birlikte, ona mutluluk ve güzellikler sunar. Okumayan bir kişi, kökleri sağlam olmayan ağaçlar gibidir. Fırtınalar karşısında ayakta durmakta zorlanır. Kitaba yönelmeyen toplumda, kültür haznesi genişlemediği için, yazılı ürünler yerine havada uçuşan dedikodular üretilir. Kitapla barışık olmadığı için sanatçısına, bilim adamına değer verilmez.”Okumak, kara günlerimin tek avunağı oldu. Ak günlerimin mutluluğuna mutluluk kattı. Okumak yoluyla insan, dünyanın gelmiş geçmiş en akıllı insanlarıyla ahbaplık kurabilir, bir süre için olsa bile”. Haldun Taner’in bu güzel sözü okumanın anlamını çok güzel ifade etmektedir.

Bugün medyada kültürel programların az olması, magazin, dedikodu programlarının çok olması, kitap okumaya yeterince zaman ayırmadığımızı doğrular niteliktedir. Gerçi seksenli yıllardan sonra özellikle kitap okuma gereksiz, zararlı gösterildi. Okumak desteklenmedi, kısa yoldan köşe dönmeler itibar gördü. Çocuklarımızda bu olumsuzluklardan dolayı eleştiri gücünü kaybettiler, her şeyi kabullenen, fazla sorgulamayan bir gençlik yapısı ortaya çıktı. Kütüphanelerimizin az sayıda olması ve kitabın pahalı olması da diğer bir olumsuz nedendi. Avrupa’nın çeşitli ülkelerini incelediğimizde, genelde her mahallede bir kütüphane bulunmakta ve kişiler kitapları buradan rahatça temin edebilmekteler.

Gerçi kültür tarihimizi incelediğimizde kitap, kütüphane için mücadele eden insanlarımız çok. Bunlardan birisi çok bilinen Eşekli Kütüphaneci. Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesine tayini çıkan Mustafa Güzelgöz, kitap okumak için müracaat edenlerin azlığından yakınır. İnsanlara neden kitap okumuyorsunuz diye serzenişte bulunan Mustafa Güzelgöz bu konu için çareler üretir. Gerekli izni koparan kütüphaneci temin ettiği iki sandığı bir eşeğe yükleyerek köyleri gezmeye, dünya klasiklerinden oluşan kitaplarını halka dağıtmaya başlar. Yıllar geçtikten sonra onu unutulmaz arasında yer almasını sağlayan kültür için yaptığı mücadeledir. Kitapların gölgesinde yetişecek bir nesil ile çocuklarımızı kötülüklerin gölgesinden kurtarabiliriz.

Herkes okudukça daha iyi bir dünyanın olacağını hayal eder, çok kitap okuyanlarla konuşacağı kişiler çoğalır, aynı anlayışta değil ama yakın frekansta (kendinden parça bulduğu) arkadaş edineceğini, yalnız kalmayacağını sanır.
Zaman zaman sevgili yerine kor kitapları. Kitaplar, ekmek gibidir. Elma, muz, et, süt, kıyafet, deniz, dağ, gökyüzüdür biraz. Kâinattır kısaca. Bulunmaz arkadaş-dosttur, itiraz etmez, eleştirmez, darılmaz.
Az kitap okuduğumuzdan dolayı araştırma, sorgulama, düşünme yönlerimiz geri kalmaktadır. Yapılan araştırmalarda basından öğrendiğimize göre, televizyon izleme konusunda Dünyada dördüncü sıradayız. Ve ortalama zamanımızın dört beş saatini televizyon karşısında geçiriyormuşuz. İşin bir ilginç yanı da, okuma yazma oranın yüzde seksenlere ulaştığı günümüzde, kitap okuma oranı eski yıllara göre daha da azalmakta. Almanya da yılda ortalama altmış bin civarında kitap basılırken, Ülkemizde ise bu rakam altı bin dolaylarındadır. Burada özellikle çocuklarımıza okuma alışkanlığı kazandırmak için bizlere görev düşmektedir. Bunun için anne baba önce kendileri evde kitap okuyarak, kütüphane kurarak çocuklarına örnek olmalıdır. Böylece ailede başlayan eğitim süreci okulda da gelişecektir. Bu tip güzel davranışları kazandırmak sabır işidir, gayret işidir. Bu kitap okuma alışkanlığını devam ettirmeliyiz. Başkaları gibi kitapların pahalılığı, zamanının olmaması, işlerinin yoğunluğu gibi nedenlerin arkasına saklanmamalıdır. Genelde sorulan sorudur. Boş zamanlarınızda neler yaparsınız diye. Bu cevaplardan biriside kitap okumak denilir. Kitap okumak bir boş zaman etkinliği değildir. Kitap okumak hava gibi, su gibi gerekli ve devamlı bir ihtiyaçtır.”Kurnaz insanlar okumayı küçümserler, basit insanlar ona hayran olurlar, akıllı insanlar ise ondan faydalanırlar.” Francis  Bacon

YAZAR: AHMET GÜDÜCÜOĞLU

Yorumlar

yorumlar

Devamını Oku
Yorum yapmak için tıkla

Habere Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Cemil İpekçi: Herkesin bıyığı kendine!..

Bu haber

yayınlandı

Editör

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada yapmış olduğu paylaşımla Aydın ve tüm Türkiye’deki MHP’lilerin şimşeklerini üzerine çeken CHP Aydın İl Kadın Kolları Başkanı Ayşe Özdemir’e ve CHP’ye ünlü moda tasarımcısı Cemil İpekçi’den cevap geldi!..

Ege7Gün radyoda Ümit Yeşildağ’la canlı yayına katılan ünlü moda tasarımcısı Cemil İpekçi CHP’yi ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu yerden yere vurarak: “Gençlerin önünü açsınlar, Kemal Kılıçdaroğlu koltuğa yapıştı” şeklinde konuştu…

Cemil İpekçi’nin açıklamalarının tam metni ise aşağıdaki gibi:

Valla tabii ki çok üzücü birşey, hanımefendinin kullandığı şekil bir defa hoş bir şekil değil, çünkü cinselliği vurguluyor, siyasete ve  edebe yakışmaz. Ama şunu söyleyeceğim beyefendiciğim, CHP zaten doğru-dürüst bir siyaset yapsaydı 9 defa seçim kaybetmezdi.

Bence CHP’nin kendini toparlaması gerekiyor, kadın kollarından tutun da oraya kadar, yoksa aksi halde 11-12 defa daha kaybedecekler, ben yakıştırmadım, yani bir sanatçıyı, bu kadar açık memlekete malolmuş sanatçının bıyığını siyasete katması yakışmadı.

Yani sanatçıları böyle kullanmak veyahutta özel hayatları kullanmak bence siyaset edebine aykırıdır. Ayrıca MHP’li arkadaşlar buna kırılmışlarsa hiç kırılmasınlar, çünkü herkesin bıyığı kendine, herkes kendinin ne olduğunu çok iyi biliyor. Hiç kırılmasınlar, sadece  böyle laf ola beri gele söylenmiş birşey, artık ben zaten ülkemdeki siyasetin de edebin dışına çıktığını düşünüyorum.

O yüzden de doğru-dürüst bir muhalefetin de olmadığını düşünüyorum, aleni ve açık canlı yayın olduğu için buradan söylüyorum ama  CHP’nin kendini toparlamasının zamanının geldiğini düşünüyorum, yani ben tabii ki geçen gün Habertürk’teki programda da söyledim CHP benim için Atatürk’ün CHP’si değil yani, bugünkü CHP ile Atatürk’ün CHP’si arasında bin tane fark var, CHP Atatürk’ün CHP’si değil.

Buna alınan alınır, alınan da taa istediği yere kadar gidebilir, ama tarih önümüzde, olanlar önümüzde, herşey biliniyor, sonra ayrietten bu kadar demokratik ve sol bir parti olduğu için hiçbir zaman inanmadım, diyelim ki merkez bir parti olduğuna inanalım, merkez de olsa, demokratik bir parti de olsa bu kadar koltuğa yapışmanın anlamı var mı yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun?

İlk önce kendisi göstermesi lazım, başkasına koltuğu bırak diyene kadar, ilk önce sen koltuğunu bırak CHP’nin içinde o kadar kıymetli gençler var ki, o kadar iyi insanlar var ki o koltuğu hakedecek, bence CHP’nin kaybı buradan geliyor, daha da kaybedecek yani. Ben bir sanatçı olarak tabii senelerdir siyaseti görerek bu ülkenin içinde farklı birşey söylemem mümkün değil ama CHP’yi sevenler, CHP’li olanlar, hakikaten Atatürk’e candan-gönül verenler Atatürkçü olanların CHP’ye bir baskı uygulayıp CHP’nin değişmesinde rol oynamaları gerektiğini düşünüyorum.

Böyle giderse de kimsenin şikayetçi olacak hali kalmayacak, bunu neye benzetiyorum biliyor musunuz, yapılan şey hakaret esasında, bir nevi hakaret çünkü Cemil İpekçi’nin de bıyıkları var demek, benim bir cinsel kimliğimin bu ülke bakımından aleni ve açık bilinmesi var, orada MHP’lilere benim cinsel kimliğimi giydiriyor, böyle bir hakkı olduğunu o hanımefendinin zannetmiyorum. Bıyık tabii ki çıkıcak, bededim erkek çünkü, bıyık herkeste var ama o bunu ne bileyim pazar ola Hasan’ın bıyığı da diyebilirdi, Kanuni Sultan Süleyman’ın bıyığı da diyebilirdi.

Yaptığı ironide bir hakaret de var tabii, yani hakaret olmadığını söyleyemeyiz, hanımefendi yanlış kullanmış, 1000 kere özür dilese benim için geçerli değil, beni alakadar etmiyor, bu memlekette yargıya da gitseniz yargı zaten tıklım-tıklım dolu, böyle saçma şeylerle uğraşacak hali yok yargının, memleketimizde daha önemli sorunlar var, her derdimiz bitti, şimdi oturup bununla mı uğraşacağız yani, ben bıyık mı bıraktım, sakal mı bıraktım diye?

Bütün derdi bitti ülkenin, herkes iş buldu, ekonomik kriz bitti, harika bir haldeyiz de Cemil İpekçi’nin bıyığıyla-sakalıyla veyahutta kulağındaki küpesi mi kaldı…

ÜMİT YEŞİLDAĞ

Yorumlar

yorumlar

Devamını Oku

Genel

Kocaoğlu’ndan Erdoğan’a yanıt: Körfez kokmuyor kardeşim

Bu haber

yayınlandı

Editör

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün partisinin grup toplantısında ‘İzmir kokuyor’ şeklindeki açıklamasına İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu yanıt verdi.

İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İzmir’in koktuğu yönündeki açıklamasına yanıt verdi.

“Sayın Cumhurbaşkanımızın bunu üçüncü söylemesi. Bizim devlete, devlet başkanına saygımız vardır. Devlet varsa millet var diyen, inanan insanlarız. Fakat şunların bilinmesi gerekiyor; İZBAN’da İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çekerler hariç harcadığı para 450 milyon dolardır. TCDD, 136 kilometrelik Selçuk-Aliağa arasındaki hatta kaç para yatırım yaptığını açıklasın” diyen Kocaoğlu, “Onlar AK Parti’nin iktidar olduğu 2002 yılından bu tarafa, ben de başkan olduğum 2004 yılından bu yana yaptığım harcamayı çıkartayım. Kimin ne kadar para harcadığını kamuoyuna açıklarız. Kent kokuyor demesi. Kim niye o bilgiyi verir? Kentin neresi kokar? Partili cumhurbaşkanı olabilir ama benim de cumhurbaşkanım, devlet başkanımdır. İzmir kokmuyor. Herkes kendine baksın, kimin koktuğunu biliyor. Kurbağalı Dere 1963 senesinde liseyi okumaya gittiğimde kokuyordu, hala kokuyor. İzmir de kokuyordu. Büyük Kanal yapıldı, emeği geçen herkesten Allah razı olsun, şimdi kokmuyor. Körfez kokmuyor kardeşim” ifadelerini kullandı.

ERDOĞAN NE DEMİŞTİ?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün CHP’li İzmir belediyesini hedef almış, “İzmir susuzlukla kavruluyordu. Veysel Bey’in bakanlığı döneminde, İzmir’in susuzluk problemini yine biz çözdük. Aynı şekilde İZBAN yine bizimle yapıldı. Ama havasını atıyorlar; biz yaptık diye. Yok ya! Biz yaptık. Şu anda Körfez kokuyor, aynı Haliç’in ben devraldığım zamandaki haline döndürdüler körfezi. Ya bir kolektör de mi yapamıyorsun? Dertli olacaksın dertli. Dertli olamadın m bunu çözemezsin” demişti.

Yorumlar

yorumlar

Devamını Oku

Genel

Tarkan’dan Yeni Klip ‘Kedi Gibi’

Bu haber

yayınlandı

Editör

Megastar Tarkan’ın geçen yıl yayımlanan “10” albümünde yer alan “Kedi Gibi” şarkısının video klibi, müzikseverlerle buluştu.

Sözleri ve müziği Tarkan’a, düzenlemesi ise Ozan Çolakoğlu’na ait olan “Kedi Gibi” şarkısına çekilen video klibin yönetmenliğini İrfan Yıldırım, görüntü yönetmenliğini Murat Tuncel, yapımcılığını ise “2012” yapım şirketi üstlendi. Klipte Tarkan’ın kostüm danışmanlığını Kaner Kıvanç üstlenirken; 20 kişilik bir cast grubu Megastar’a eşlik etti.

Çekimleri Galata ve Karaköy’deki çeşitli mekanlarda iki günde tamamlanan klip, 14 gün boyunca yalnızca TV kanallarında ve dijital platformlarda sadece fizy’de izlenebilecek.

Yorumlar

yorumlar

Devamını Oku

Genel

Ben Bile Gitmişken!..

EBRU GÖNER

Bu haber

yayınlandı

Editör

Eski insanlar birbirine ilaçtı; Günümüz insanı ise, devasız bir dert!.. Eski insan çocuklarıyız bir çoğumuz!..

Varlığı da yokluğu da biliriz, cefayı sonuna kadar çeker, vefayı fazlasıyla öderiz. Zor da olsa nasipte varsa açılır yolar diye düşünürüz.Gerçektir ki; Gönül aynan saf olmadıkça, çirkini güzelden ayıramazsınız.Herşeyi de bilmenize gerek yoktur aslında…

Haddinizi bilin yeter!..

Eskiden vefa vardı.Vefa nedir kelimesini bilmezdik. Hatırlayıp, arayıp sormak, gönül almak vardı…

Bir de gönülden sevmek? Allah kimseyi gözleri yolda bırakacak kadar yalnız bırakasın…

Definler yıkık yerlerde saklanır. Sırlar zehir gibidir, tükürülmeleri gerekir…

İnsanlar size, kendilerini anlattıkları gibi değil, size yaşattıkları gibi tanıtırlar. Kimini erken kimini geç öğrenirsiniz…

Oysa, tebessüm kana en hızlı bulaşan ilaçtır.Mayasında sevgi olmayan, sevildikçe kibirlenir…

Kimse göründüğü kadar iyi değil, anlatıldığı kadar da kötü değildir.Yangındır asıl olan, dumanın nereden tüttüğü değil..

Çünkü acıların ağırlığı kıyaslanamaz.Herkes kendi taşıdığı yükü bilirmiş.Kimi konuşur kimi susar…

İşte…
bazen yazmak konuşmaktan daha çok rahatlatıyor insanı bencilim gibi:)

Ve bir fotoğraf karesinde kalır, umursamazca o gülüşlerimiz…

Büyüyünce geçer dedikleri şey mutlulukmuş galiba…

Olmayacak insanlara güvenip o kadar incilmişiz ki, doğru dürüst insanlara fırsat veremez olmuşuz.

Boşa kürek çektiğini düşÜnüyorsa ineceksin o kayıktan dostum!

Belki yüzmeyi bilmiyorsun, ya da derinliklerden korkuyorsun? Ama bil ki hala yalnızsan, allah seni birilerinden koruyordur.

Çünkü dün ile bugünün arasında kavga çıkarsa bil ki yarın kaybeder.

Hayat öyle bir noktaya getirir ki insanı; Eskiden ”hiç bitmesin” dediğin günlere, ”Keşke hiç yaşamasaydım ” dersin…

Eskiden insanlar sevilirdi, eşyalar ise kullanılırdı.

Gün geldi… Eşyalar sevildi, insanlar kullanılır oldu.!! İyi insan lafın üstüne gelir” dermiş eski insanlar…

Adını andığımızda ha  len gelmiyorsa, iyi bir insan değildir.Artık eskileri değil yenileri arasada kalbimiz, gidenler gelenleri aratıyor oldu gözlerimize.

Aşk dostluğa sormuş; “Ben varken sen ne işe yararsın?”
Dostluk cevap vermiş; “Sen yokken ben senin akıttığın gözyaşını silerim!”
Akıl veren çok olur unutmayın, zora gelince herkes yok olur.Kaf dağı kadar büyük olsanda, kefene girecek kadar küçüksün unutma!..

Bir ilişkide ne kadar kendin olabiliyorsan, o kadar mutlusundur demek.

Geçmişi hatırlamayanlar malesef ki onu bir kere daha yaşamak zorunda kalacaktır!..

Günler aynı oldukça tarihler hiç samimi olmayacaktır.

Adı üstünde ” eski”…

YENİYE HOŞGELDİNİZ;

Kalabalıkta düşen iğnenin kime batacağı belli olmayan bir dünya;

Bana çocukluğumu geri getirsinler, ben hiç büyümek istemedim ki zaten!..

YAZAR: EBRU GÖNER

Yorumlar

yorumlar

Devamını Oku

Genel

2×2= 5 eder!..

EBRU GÖNER

Bu haber

yayınlandı

Editör

Öyle horozlar vardır ki;  öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar. Evet ukalayım; ukalalık çok güzel birşey! Ayrıca ukalalık bir yeniliktir…
Kulaklarınızın etrafında vızıldayıp duran bir sinek bulunduğunda,  insanın muhakemesinin altüst olduğunu görürseniz, şaşırmayın. Bu,  çok sağlam bir muhakemesi olmadığını anlatmak için herhalde yeterlidir. İnsanın  ilahlık taslaması ne saçma! İnsan en gülünç kahraman oysa…
Zayıf insanın güçlü olma  takliğidir  küstahlık! Bilginin olmadığı yerde cehalet ve küstahlık vardır. İlim cesaret verir,  cesaret ise küstahlıktır.
Kendi çıkarın için niye beni öldürüyorsun şimdi?
Ben silahsız biriyim!
Sen ırmağın diğer tarafında yaşayan biri değil misin?
Dostum, sen benim gibi bu tarafta oturuyor olsaydın, seni öldürmem bir cinayet sayılacak ve bende cani olacaktım. Ama madem ki öbür tarafta oturuyorsun, seni öldürdüğüm için kahraman olacağım ve doğrusunu yaptığım söylenecek.
Beni en ziyade şaşırtan, insanların kendi zayıflıklarına şaşırmadıklarını görmektir.
Cehalet ne güzel lan!
Herşeyi biliyorsun…
Gerektiğinde sivri konuşacaksın;  Zira, geniş kötülükler için keskin balta lazım! Sözcüklere bu albeniyi veren karakterim için teşekkür edecek değilim. Nezaketinizi de anlıyorum; bana kendimi anımsatıyor. Belki de bu yüzden size  katlanabiliyorum.  Zavallı bir kulunuz olarak size kendinizi hatırlatmam ancak bir mum ışığının güneşin doğuşunu anımsatması kadar olabilir. Aramızdaki şey katlanmak değil, olsa olsa varlığınızla beni lütuflandırmak olabilir. Yine de söylediklerinizde beni rahatsız eden birşey var. Sizinle bu kadar bir arada anılmak canımı sıkıyor. Mum, güneşin minik bir yansıması olabilir. Ancak; haklısınız!
Size hak verirken bile  öyle zorlanıyorum ki, korkarım sadece güneşten bahsedilmesini istemek durumundayım.
Evet; bugün nasılsınız? Işığınızla boğuyor musunuz diğer fanileri?
Rahat uyudunuzmu mesela?
İnsanların hadsizliklerini de alıştırıyormuş zamana… Bu küçük kendini, bilmezler de olmasa yaşlandığımı anlayamazdım belki de…
Zira, zamanı fark edebildiğim anlarda ölçmek gibi küçük zevklerin de sahibiyim. Uyku sizi rahatlattığından olsa gerek, bırakmak bilmiyor peşimizi. Gözlerimi kapayarak yoksun bıraktığım güzellikler zorlamasa hiç uyanacağım yoktu aslında… Işığımla boğduklarımın hayat öpücüğü taleplerine ise, gülüp geçiyorum şimdi. Siz ışığınızla boğulup hayat öpücüğü isteme cürretini gösterecek kadar aklını kaybetmişler… Haddini bilmezler!..
Güzelliğiniz mi daha engin,  yoksa merhametiniz mi?
Bazen gerçekten karar veremiyorum?
-Güzelliğim!
Ukalalığın iki dikiş fazlası?
Dört dikiş te olabilir ölçmedim.
2 x 2 = 5 eder!..
”4 diye İddiam yok ki! Bir fazlası yaratıcılığın olsa gerek,  matematiği dahi bozuyor fazlalığın…
Yaa … “O da bir şey mi?”  ile başlayan hikayeleri anlatan arkadaşlarını düşün ve ağızının ortasına vur!
Küstahlık sevgisizlikten gelir;  Özgüven ise kendini sevmekten! Küstah insan kendi yetersizlikleriyle başedemeyen ve bunların üstünü örtmek için küstahlığı kullanan insandır. Yetersizsin işte!.. Neyin havasını yapıyorsun bize? Ama yok, ancak dışarıdan atıp tutacak kadar canı vardır mendeburun!
Bazı  insanların  düşmanlığı dostluklarından daha yararlı  olurmuş. Ne ibrettir kızarmak bilmeyen hoş yüzüne…
Bırak kardeşim tahsili;  sen önce git, edep haya öğren!..
Yazar:  EBRU GÖNER

Yorumlar

yorumlar

Devamını Oku

KALENDER ÇİZİYOR

Advertisement

Son Haberler

Anketimize Katılın

Aydınlıların Firma Rehberi

SPOR GÜNDEMİ

Advertisement
Advertisement

Günün Manşetleri

Advertisement
Advertisement

Facebook

Trend Haberler